12. Karışıklıklar
Bella’yla sessizce Biyoloji sınıfına yürüdük. O sırada kendimi yanımdaki kıza
gerçek ve somut olana Alice’in yalancı anlamsız görüşlerini kafamdan uzak tutacak
herhangi bir şeye odaklamaya çalışıyordum.
Kaldırımda Trigonometri sınıfından bir çocukla bir ödevi tartışan Angela
Weber’in önünden geçtik. Yine hayal kırıklığı bekleyerek düşüncelerini dikkatsizce
taradım; ama bu sefer arzulu anlamlarıyla şaşırdım.
Ah Angela’nın istediği bir şey vardı. Maalesef kolaylıkla hediye paketi
yapılamazdı.
Angela’nın umutsuz sevgisiyle bir anlığına garip şekilde rahatlamıştım. Onun
asla bilmeyeceği bir yakınlık duygusu beni sardı ve o saniyede bu iyi insan kızıyla
aynı noktadaydım.
Trajik bir aşk hikayesi yaşayan tek kişinin ben olmadığımı görmek garip
şekilde avutucuydu. Kalp kırıklığı her yerdeydi.
Takip eden saniyede aniden sinirlenmiştim çünkü Angela’nın hikayesi trajik
olmak zorunda değildi. O insandı karşısındaki insandı ve kafasında aşılamaz
gözüken farklılık saçmaydı benim durumumla karşılaştırıldığında tamamen
saçmaydı. Kalbinin kırık olması için bir neden yoktu. İstediğiyle olmamasına hiçbir
geçerli sebep yokken ne kadar da gereksiz bir üzüntü yaşıyordu. Niye istediğine
sahip olmasın ki? Niye bu hikayenin mutlu bir sonu olmasın?
Ona bir hediye vermek istiyordum… Pekala ona istediğini verecektim. İnsan
doğasıyla ilgili bildiklerimle muhtemelen zor bile olmayacaktı. Sevgisinin öznesinin
yanında duran çocuğun hislerini taradım. İsteksiz görünmüyordu sadece Angela’yla
aynı zorluk yüzünden engellenmişti. Umutsuz ve kaderine boyun eğmiş onun gibi.
Yapmam gereken tek şey fikri aşılamaktı…
Plan kolaylıkla hazırlandı senaryo çabalamama gerek kalmadan kendini
yazdı. Emmett’ın yardımına ihtiyacım olacaktı – asıl zorluk ona bunu kabul
ettirmekti. İnsan doğasını idare etmek vampir doğasını idare etmekten çok daha
kolaydı.
Çözümümde Angela’ya hediyemden memnun kalmıştım. Dikkatimi kendi
problemlerimden uzaklaştırmak için iyiydi. Benimki de böyle kolay
çözülemeyeceğine göre.
Bella ile yerlerimize oturduğumuzda ruh halim biraz iyileşti. Belki daha
olumlu olmalıydım. Belki Angela’nın açık çözümünün farkında olmaması gibi bir
yerlerde gözümden kaçan bir çözüm vardı bizim için. Pek mümkün değil… ama niye
umutsuzlukla vakit harcamalıydı ki? Konu Bella olunca boşa harcayacak zamanım
yoktu. Her saniye önemliydi.
Bay Banner eski bir televizyon getiriyordu. Özel olarak ilgilenmediği bir
bölümü – genetik bozukluklar – önümüzdeki üç gün boyunca bir film göstererek
geçecekti. Lorenzo’s Oil pek eğlenceli değildi; ama bu odadaki heyecanı durdurmadı.
Notlar yok test materyalleri yok. Üç boş gün. İnsanlar havalara uçmuştu.
Benim için fark etmezdi. Bella’dan başka hiçbir şeye dikkat etmeyi zaten
düşünmüyordum.
Bugün kendime nefes almak için yer bırakmak amacıyla sandalyemi
onunkinden uzaklaştırmadım. Onun yerine normal bir insanın oturacağı kadar
yakın oturdum. Arabadakinden daha yakın vücudumun sol tarafının onun teninden
gelen sıcaklıkla kaplanmasına yetecek kadar.
Bu garip bir deneyimdi hem keyif hem de gerginlik vericiydi; ama bunu bir
masada karşısında oturmaya tercih ederdim. Alıştığımdan fazlaydı; ama anında
anladım ki yeterli değildi. Tatmin olmamıştım. Ona bu kadar yakın olmak sadece
daha da yakınlaşmak istememe neden oluyordu. Çekim yaklaştıkça güçleniyordu.
Onu tehlike mıknatısı olmakla suçlamıştım. Şu anda bu kelimenin tam
anlamıyla gerçek gibiydi. Ben tehlikeydim ve kendime ona yaklaşmak için izin
verdiğim her santim ile çekimi kuvvetleniyordu.
Ve sonra Bay Banner ışıkları kapattı.
Işıksızlığın gözlerim için çok az şey ifade ettiği düşünülürse bunun böyle
farklılık yaratması garipti. Hala önceki kadar kusursuz görebiliyordum. Odanın her
ayrıntısı netti.
O zaman bana göre karanlık olmayan bu karanlıktaki ani elektrik şoku
niyeydi? Böyle net görebilen tek kişi olduğumu bildiğim için miydi? Benim ve
Bella’nın diğerlerine görünmez olduğumuzu bildiğim için? Sanki yalnızmışız gibi
sadece ikimiz karanlık odada saklanmış birbirimize çok yakın otururken…
Elim iznim olmaksızın ona doğru hareket etti. Sadece eline dokunmak için
onu karanlıkta tutmak için. Bu çok dehşet verici bir hata mı olurdu? Eğer tenim onu
rahatsız ederse sadece elini çekerdi…
Onu anında geri çektim kollarımı göğsümde sıkıca kavuşturdum ve ellerimi
sıktım. Hata yapmak yok. Kendime hiç hata yapmayacağıma dair söz vermiştim ne
kadar küçük görünürlerse görünsünler. Eğer elini tutarsam sadece daha fazlasını
isterdim – başka bir önemsiz dokunuş ona doğru başka bir hareket. Bunu
hissedebiliyordum. İçimde yeni bir arzu büyüyor öz kontrolümü ezmeye
çalışıyordu.
Hata yapmak yok.
Bella kollarını güvenle göğsünde kavuşturdu ve ellerini yumruk yaptı tıpkı
benim gibi.
Ne düşünüyorsun? Bu kelimeleri ona fısıldamak için ölüyordum; ama oda o
kadar sessizdi ki fısıltı bile duyulabilirdi.
Film başladı ve karanlığı sadece biraz aydınlattı. Bella bana bir bakış attı.
Vücudumu tuttuğum katı pozisyonu – onunki gibi – fark etti ve gülümsedi.
Dudakları hafifçe ayrıldı ve gözleri samimi davetlerle dolu gibi göründü.
Ya da belki görmek istediğimi görüyordum.
Ben de ona gülümsedim; soluğu kesildi ve hızla gözlerini kaçırdı.
Bu daha da kötü hale getirdi. Düşüncelerini bilmiyordum; ama aniden daha
önce haklı olduğuma ona dokunmamı istediğine emindim. Benim gibi bu tehlikeli
arzuyu o da hissediyordu.
Vücudu ile vücudum arasında elektrik vızıldamaya başladı.
Bir saat boyunca hareket etmedi benim gibi o da katı kontrollü pozisyonunu
tuttu. Arada sırada bana baktı ve o anlarda vızıldayan akım beni ani bir şokla sarstı.
Ders geçti – yavaşça; ama yine de yeterince yavaş değil. Bu çok yeniydi
onunla birlikte günlerce böyle oturabilirdim sadece hissi tamamen yaşamak için.
Dakikalar ilerler mantık ben ona dokunmayı haklı çıkarmaya çalıştığım
sırada arzuyla savaşırken kendimle farklı farklı bir düzine tartışma yaşadım.
Sonunda Bay Banner ışıkları tekrar açtı.
Parlak florasan ışığında odadaki hava normale döndü. Bella iç çekti ve
gerindi parmaklarını esnetti. O pozisyonda uzun süre kalmak onun için mutlaka zor
olmalıydı. Benim için daha kolaydı – hareketsizlik doğaldı.
Yüzündeki rahatlamış ifadeye güldüm. “Eh bu ilginçti.”
“Hmm.” diye mırıldandı açıkça neyden bahsettiğimi anlayarak; ama yorum
yapmayarak. Şu anda ne düşündüğünü bilmek için neler vermezdim.
İç çektim. Dilemek hiçbir işe yaramazdı.
“Gidelim mi?” diye sordum kalkarak

Aşk bitti
♥